30 Eylül 2013 Pazartesi

Kekolukta Master?

Hayatıma giren hiç bir erkeğe, ağzımı yaya yaya aeeeaşkıııaaam demedim. Dersem, o gün bana piyangodan çıkan ilk köprüyü gösterin, ben atlar giderim ordan. AEO Dostlar.

Haftasonu güzeldi. Yani güzeldi sanırım, uzun zamandır görmediklerimi gördüm, dostlar, arkadaşlar, Ali Sami Yen Sokak, Maç, The Hall İstanbul & bizim efso tayfa, öncesinde Hacer'in nikahı, orda da görüşemediğimiz dostları gördük.

Bazen insanların sadece facebooka gelinlikli resim koymak için evlendiğini düşünüyorum, sonra sinirleniyorum biraz daha sinirlenince, sonra geçiyor. Evlenmeyin arkadaşlar, nasılsa ayrılcaksınız.

Bir önceki yazıda resim paylaştım. Köşe yazımı dergiye de koymuşlar. ARO Umut Bey.

Ben bazen çok samimi olan insanlardan şüphe ediyorum. Bu cıvıklığın altında bir ibnelik bir abazalık bir enteresan yavşaklı var diyorum ama şimdiye kadar başıma bi iş gelmedi, eskisinden daha dikkatliyim sanırım.

The Hall'ı açtık. Çalan DJ, Su'nun arkadaşının babası çıktı. DJ baba = baba gibi baba. Hürmetler Kemal abi.

Siz benim samimiyetimi bazen yanlış anlıyorsunuz amaaa. Yani bazen bazı sohbetler güzeldir ama zoraki manitacılık oynamam. Siz de oynamayın, açık verin kartlarınızı. Koz aramayın, iç hesaplarınızda boğulmayın, yapmayın bunu kendinize. Benim kafamı açıyorsunuz.

Sükunet kötü bişi dostlar. Neyseki çok sesli bir kişiliğim. Sadece tepki koyduğumda cevap vermem. Cevap istiyorsanız benden, beni zorlayın. Size mutlaka iyi bir cevabım olur, cidden. Sms hariç hdjashahd. Sms ile kurmaya çalıştığınız iletişim şeklinizi artık onamıyorum. 

Ask.fm açmıycam. Bu hayatta sorularu siz deyil ben sorarım. 

Bana ağzınızı yamultarak bir daha " naaaber cınııııım" derseniz, sizlerle ilişkimi tekrar gözden geçircem. Son kez uyarıyorum.

Ali Sami Yen Sokak'ın ismini elbette eleştirme hakkım yok ama bu sokağa giderken, acaba bugün benim kabul günüm mü, yoksa bu sokağın ismi Kabul Günü Sokağı olsun mu? diye kendime sormuyor deyilim. Sabır...

Asude'ye gitmiyordum uzun zamandır, maç çıkışı bi uğradım. Ordan Taksim'i turlayıp The Hall'a gittik. Ama Asude'ye ayrıca bir vakit ayırcam çünkü Pazar günü Cansu'yu Asude'den vazgeçirtip, Kadı Nimet'e götürdüm. Arkadaşlar, Kadın Kadına Rakı'da bu hafta Kadıköy'de idik. Balık yemediğime pişman oldum, keşke yeseydim, bir dahakine yicem. Geçenlerde ise Akın Balık'a gitmiştik, haftaya Burgazada yapabiliriz, öteki hafta Madam Despina'dayız. Çünkü bazı şeylerin cevabı baştan bellidir. Rakı.


Neyse, ben gidiyim biraz Dexter izleyim. Sabrımın dağlarını zorluyorsunuz. Herkese iyi haftalar. Tek uyumayın.

Şu köşe kış köşesi, şu köşe yaz

Bunu da şuraya şöyle bırakıyorum arkadaşlar. 


25 Eylül 2013 Çarşamba

Kevaşe Eylül

Oldum olası Eylül ayını sevmedim. 

Kış ile yaz arasında sıkışıp kalan orospu ay. Havasına güven olmaz. Üşürsün, terlersin, yağmur yağar, soldurur, hastalıkların ayıdır. Ağlak, marur, yüzsüz bir ay. Şimdi ise, dünden beri daha bir nefret oldu içimiz. Kalanlara sardı, yürekleri söktü. Küfür ediyoruz, mantık arıyoruz, aşk kırıklarını tarıyoruz, arasın istiyoruz, çıksın konuşsun istiyoruz. Bir resim arıyoruz sağda solda. Bir tane görüyoruz, bakıyoruz, O da ağlıyor.  Dön diyoruz, belki de bilmiyoruz işin iç yüzünü, bilsek kal der miyiz, bunu hiç bilmiyoruz. Güvenmiyoruz, güvenmek istediklerimize de güvenemiyoruz. Yıkık bir binaya bakar buluyoruz kendimi kimi zaman. İçimiz ürperiyor kara günleri düşledikçe, hemen kafamızdan uzaklaştırıyoruz. 

Duruyoruz, bekliyoruz. Ateş olmuşuz, birlik olmuşuz işte ama bazı kafaların üstesinden gelemiyoruz. Nedenler nasıllar doluşmuş. Karşıdan öylece bakarken, uyusak sabah geçer mi diyoruz. Uyanıyoruz, geçmemiş... Mutlulukla büyüyeceğimiz yerde acı ile olgunlaşıyoruz. Geçmişe değer verirken, bir de bakıyoruz ki, nankörce herşeyi unutmuşuz. 

Çok ağladık koca koca adamlar. Yolun açık olsun hocam. 

18 Eylül 2013 Çarşamba

17 Eylül 2013 Salı

Bunlar Bildiğimiz Maçlar

Daha yüksek sesle, 
Daha içten, 
Daha büyük bir aşkla,
İyi ki Galatasaraylı doğdum,
İyi ki Galatasaraylıyım.

Ve iyi ki hep bu renklerin sevdası ile harman oldu kalbimiz...

Bu akşam hep birlikte Ali Sami Yen Arena'dayız.

Dua. Dua. Dua.



11 Eylül 2013 Çarşamba

Fazla İstanbul'u Olan Var Mı?

Bir kez daha, bu şehir, bir kalp kırıklığının üstüne kurulamaz. 

Kalp kırıklığının üstüne neden bu şehri bir kez daha kuramayacağımı belki başka bir yazıda anlatırım ama canım şuan pek istemiyor. Çünkü, haftasonu ziyaret ettiğim eski İstanbul'u ve dün başıma gelenleri size anlatmayı daha çok istiyorum.


Sultanahmet'i çok sevdiğimi biliyorsunuz ve geçen gezide eksik kalan İstanbul Arkeoloji Müzesi ziyaretine ayırdım Pazar'ımı. Pazar'dan önce Cumartesi, Cansu ile, geçenlerde ziyaret edip kapalı olduğu için yemeklerini yiyemediğimiz ve kapısından döndüğümüz Açık Mutfak'a gittik. Her gün farklı yemeklerin piştiği mini bir ev mutfağı burası. Yemeklerden önce annelerimizin çay saatlerinde yaptığı soğuk garnitürlerden ve mezelerden yeme şansınız da var. Günlük taze başlangıçları yine mekanın sahibi bayan ve ekibi hazırlıyor. İsmini hatırlayamadığım bu bayandan çok güzel bir elektrik aldım. Çok marifetli birine benziyor. İsmini unuttum ama kendisine burdan yine de selam gönderelim. Biz de güzel mezelerden yedik. Bir sonraki sefere ana yemek de denicez. Mekan : Galata Yokuşu' nda.


Yemekten sonra Asude'ye uğradık. Tam o sırada Ali aradı ve Cekin'nin programına gideceğimizi söyledi. Cansu'yu da aldım, onların yanına geçtik. Cekin seyrettik hep birlikte. Ertesi gün mesaisi nedeni ile onlardan erken ayrıldım. Cumartesi günü ise, aynı ekip ile Kasette'ye gittik. Festivalden sonra uzun bir süre elektronik müzik dinlemem, doydum yeter diyordum ama öyle olmuyor. Kasette'e gittik. Semih Akay'ın güzel soundunu yakaladık. Su, Mersin'den geldi, Kobal ve Buğra katıldı, Enis ve Tyler ile, yine kadro oradaydı.


Ertesi gün, yani Pazar... Bu sefer Sultanahmet gezisini tramvay ile yapmadım, Galata istikametinden yürüyerek Eminönü - Sirkeci - Gülhane yolunu kullandım. Sanırım o tarafa gidecek olursam artık yürüyerek gidicem. Galata'ya geçmeden önce Galatasaray Müzesi'ne girdim. Bu yıl aldığımız kupaları görme şansım olmamıştı. Beyler Olimpiyata koyayım bizim Galatasarayımız var beyler.


Galata'da çok oyalanmadan Lavazza'dan bir take away kahve aldım, kuleyi görebileceğim bir sokakta biraz dinlendikten sonra elimde kahve, Eminönü'ne indim. Bankalar Caddesi üzerinde, çok zahmetli bir renoveden geçtiğini takip ettiğim SALT Galata'ya rastladım. Aklımda hiç yokken, kendimi birden Osmanlı Bankası Arşivlerinde buldum. Açıkcası, eskiyi ve arşivciliği sevenlere şiddetle önereceğim bir müze. -1. katta yer alıyor olması müzeyi müthiş gizemli yapmış. Müze haricinde, kahvenizi alıp Robinson Crusoe 389'da bir kitap okuyabilirsiniz. Bir gün bir yarım saatinizi buraya mutlaka ayırın. Adres: SALT Galata.- Karaköy Bankalar Caddesi.



SALT'tan sonra Galata Köprüsü'nü yürüyerek geçtim. En son baharda Ali ile yürümüştük buraları. Tam sezon ortası olduğundan oldukça kalabalık. Gülhane'yi tırmandım ve Sultanahmet'e ulaştım. Arkeoloji Müzesi'nin ne kadar zamanımı alacağını bilmediğim için Ayasofya'ya uğramadım, niyetim aslında buraya da girip biraz içerde etrafı seyretmekti ama zaman kaybetmeden Topkapı Sarayı geçişini kullanarak Müze'ye girdim. Bahçe içinden bir girişi var. Diğer girişi neresi bilmiyorum ama sanırım bir girişi daha varmış. Müzekart ile hiç beklemeden girişlerimi yaptım. İçeride 3 bina var. Klasik arkeoloji müzesi, Türkiye'nin her yerinden çinilerin olduğu Çinili Köşk ve Eski Şark Eserleri Müzesi. Hepsinin içeriği tabi farklı. Girip görülmesi gereken o kadar çok büyüleyici eserler var ki, ben burda sayarak anlatamam. Ama çok etkilendiğim, Kadeş Antlaşması oldu. A bir de İskender Lahiti ve Ağlayan Kadınlar Mozelesi oldu. Buralarda gezerken resim çekmek serbest ancak flaşsız çekim olmak zorunda. Gerzek araplar bunu anlamadıkları için güvenliklerden azar işiten tek millet olmaya devam ediyor. Bu milletin cahilliğinden bir kez daha tiksindim, üzgünüm.


İçerde yaklaşık 2 saat kaldım. Güzel bir kafesi var bahçede. Müze girişi 25 Lira, çay - kahve ortlama 3-4 lira. Biraz soluk almak için çok huzurlu bir mekan. Şehirle ve eski ile biraz sarılıp sarmalanmak istiyorsanız bir Pazar'ınızı buralara ayırın arkadaşlar. İnanın boş kafa ile yapılan işlerle karşılaşmayacaksınız. Müthişler :)

Saat 5 gibi turumu bitirdim, meydanda bişiler yedim ve kendimi tramvay durağına zor attım. Çok uzun zamandır kendimi hiç bu kadar yorgun hissetmemiştim. Taksim'den eve yürürken henüz daha güneş bile batmamıştı ve ben dilim dışarda eve vardım. Duş aldım ve Dexter izledim biraz.

Pazartesi günümü ise çok uzun zamandır görüşemediğim ve bir türlü zaman olduramadığım Günay'a ayırdım. En sonra yemek yediğimiz yere tekrar gittik. Çukurcuma 49. Buraya ilk yine O'nunla gitmiştim. Biraz serzeniş yaptık araya giren zamana. Otele getirdiği papatyaları çok sevdim. İnsanlar kendileri ile barışık oldukları zaman etrafını mutlu etmeyi becerebiliyorlar. Bizim gibi. Ama bazıları ise özledikleri halde kibirlerinden ve egolarından sadece sms falan atabiliyorlar. Bunları tartışırken, mekanın en güzelinden 2 pizzasını gömdük :) Misspizza'dan iyi olamaz elbette ama lezizler gerçekten. Ordan Asmalı Parantez'e geçtik. Ne zamandır Parantez'e gitmiyordum, yeni yerleri çok hoşuma gitti. Günay aşçı olmuş. Ne ara bu kadar görüşemedik ne ara aşçı oldu şaşırdım açıkcası. Yeri Foodlab. Yakında makarnasını yemeye gidecem. 

Günay'ın otele getirdiği papatyalar, Günay çok merciiii :)
Dün, Ankara'dan bir misafirim vardı, aslında tanışmamız biraz enterasan ama şöyle söyleyim, blogta bazen geçen "benle mezara gider" lafının sahibi Doğa.  Bizim şanssızlığımız, İstiklal Caddesi'nde yine olaylar oldu ve Ara Cafe'de otururken biraz gaz yedik. Çok oyalanmadan Tophane'ye indik ve benim bir kez daha gitmeyi düşündüğüm Julius Meinl'a uğradık. Dönüşte Galata Meydan'a götürdüm Doğa'yı. Oraları sevdiğine adım gibi eminim. Eve döndüğümde Fati'in (artık üst komşum demek istemiyorum) Whatsapp'tan acil durum var diye bişiler yazmış olduğunu gördüm. Karşı komşuma bir kaç gündür ulaşamamışlar. Kısa bir süre sonra siviller benim kapıya da geldi, adamın etrafından birilerine ulaşmaya çalıştık. Gece saat 11 gibi ise sonuç alamayınca çilingir ile kapısını açtırdık. Raif Abi'yi içerde yerde ölmüş bulduk...

Hayat ile aramızda Tarçın'nın bıyıklarından daha ince bir yapı var arkadaşlar. Raif Abi'yi o şekilde bulunca kendime öyle kızdım ki son günlerde, keşke bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sorabilseydim. Olmadı... Güzel uyusun.

Bugün evde son yılların en detaylı temizliğini yapıcam. Biraz kafamı dağıtmaya ihtiyacım var. Olanlardan dolayı mutsuzum. Yarın Müge dönüyor. Umarım güzel bir kış geçiririz. İnsanoğlu nankör. Çünkü şimdiden kışı özledim. Herkese iyi haftalar. Kendinize iyi davranın. Yalnız uyumayın.

http://www.youtube.com/watch?v=ENpb9jNpq48

5 Eylül 2013 Perşembe

Daha da...

Daha güçlü, daha sakin,
Daha mutlu, daha suskun,
Daha olgun, daha kırgın,
Daha yalnız, daha yorgun.

3 Eylül 2013 Salı

Bunlar Maliyetli Kafalar Moruq

Haftasonunda yanımda olan arkadaşlarıma gerçekten çok teşekkür ederim, birlikte aklımızı kaybedip birlikte eylendiğimiz için ve birlikte gülüp birlikte dans ettiğimiz için... Bana olanları bi özet geçin dedim ama çok hatırlamıyoz, ben de aklıma kalanları yazıcam size...


Çok niyetsizdim taa Selimpaşa'ya gitmeye ama Cumartesi'ne kadar Ali'lerin programı değişince ben de Silivri macerasına katıldım. Aklımda Dexter seyretmek varken, birden kendimi, Pazar günü Silivri'den direkt gideceğimiz Electronica Fest'in çantasını hazırlarken buldum. Tatilden sonra böyle çanta hazırlamak felan çok hoş hisler arkadaşlar, güzel oluyor, siz de hazırlayın.



Silivri - Selimpaşa çok sakin bir yer, sabah acayip bir sessizlikte uyanıyorsunuz. Volkan'ların yazlığı tam da denize ve iskeleye 1 dakika yürüme mesafesinde. Gece o müthiş kafalarda denize girdik, gerçi yosunlar orama burama biraz deymese daha iyiydi. Sahilde biraz takıldık ve geceye devam ettik. Kobal bize güzel setler dinletti festivale kadar, saol Kobal. Hiç bilmediğimiz karanlık koridorlara girdik çünkü bunlar maliyetli kafaların müzikleri... Ertesi gün efso bir kahvaltı hazırladık hep birlikte, denize gittik ve öğleden sonra yine güzel müzikler dinleyerek İstanbul'a yola çıktık. Beyler bu adamlar çok hamarat beyler. 

Kilyos yolunda Enis sayesinden biraz kaybolsak da, Suma Beach'e vardığımızda saat 7 falan olmuştu. Ben hiç saate bakmadım, diğerleri de bakmamıştır ama zamanın accayip hızlı geçtiğini size söylemek istiyorum. Biz o sırada zamanı yakalayamadık ama gerçi yakalamak isteyen kimdi ki?


Festival alanını yoklamak ve davetiyelerimi teslim almak için önden ben girdim. Girişim çok havalı oldu çünkü Buğra içerde barda çalıştı ve O'nunla yine efsane selamlaşmamızı yaptık. Doğum gününü unutmuş olduğum için aklımı sikmek istiyorum arkadaşlar çünkü adamın doğum gününü Eylül'de biliyordum, kutlama yapmamıştım. Green Stage'de çalıştı kardeşimiz ve tayfamızın bayrağını çok güzel taşıdı içerde. Buğra canım selam, seni çok seviyorum canım arkadaşım, geç de olsa yeni yaşın bol müzikli ve bol paralı geçsin ^^ Nice yıllara.


Festival... Parça parça hatırladığım, keyfimizin hiç düşmeyişi, sırası ile Moon Boots, Mario Basanov ve Sharam Jey'de köpek gibi dans edişimiz, sürekli elime bir yerlerden gelen burn-votka bardakları, müthiş sound'lar, mevsiminin sinerjisiydi. Bizim tayfa yine festivalin en efso tayfası oldu. Festival, 2 Stage'ten oluştu bu yıl. Plaj (Blue Stage) ve ağaçların arasında (bar25'in görüntülerini anımsatan) Green Stage. 8 Haziran'daki line-up ile arada çok fark olsa da eylenmeyi tercih ettiğimiz için bu çok umrumuzda değildi. Daha çok Green Stage'te kaldık, havluları serip çimlerde yattık. Yukardaki 3 isim burada sahne aldı. Ardarda ölümlerden ölüm seçtik. Çok güzel şeyler çaldılar hepsi. Blue Stage'te en sonra kendimi dupstep dinlerken ve zıplarken buldum. Kabinde kim vardı hiç hatırlamıyorum (bir ihtimal Ferhat Albayrak?) Gecenin sonunda hepimiz adeta birer tatlı discoball kıvamındaydık. Parlak, ışıklı, dönenlerden... Festival davetiyeler için iş ortağım FG 93.7'den Pınar'a çok teşekkür ederim. Kışın daha güzel iş birlikleri yapacağımıza eminim. Haberlerini aldım. Ama daha güzelini yapana kadar, en güzeli bu.

Dönüşte arabadan çıkan ve nerden geldiğini Enis haricinde kimsenin bilmediği bir bayan çantası ise belki de festivalden bize kalan en bonba muhabbet oldu. Arkadaşlar çantaya nooldu? kjdaskhdldjkahdkjsn



O gece bikini altı ve eşortman üstü ile uyuyacak ne yaptım hiç bilmiyorum. Nasıl bir kafada eve geldiysem artık, sabah ofiste saat 9.30'da yanlış yere fiyat faksı geçtim. Anlamam 10 dakikayı aldı. Beynim yerine anca sabah 11 gibi geldi. Yanlış fakstan sonra akşam erken eve geldim ve hedeflediğim gibi çok erkenden uyudum. Bugün ise, günlerden çiğdem ve Dexter. 

Size güzel bir track ile iyi haftalar dilemek istiyorum. Bunu iyi dinleyin çünkü bunları dinlemek için bu hayatta çok sevap işlemeniz gerek. 

2 Bira

Amına koduğumun kezoları iki birada maloski oluyorlar. Sonra bu amcıkların bu detayları beni çok eylendiriyor.

2 Eylül 2013 Pazartesi

We Are Child of Love

Deneme...

Yaşıyor muyum?

Evet.

Haftasonu yazılarına başlamadan önce, son 2 gündür yanımda olan arkadaşlardan bu 2 günü bana bir özet geçmesini rica edeceğim, bloga haftasonu olanların yazısını yazmam gerek.

Çünkü bişi hatırlamıyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=vnl2DpdOix4