28 Haziran 2012 Perşembe

Yalnız Adam


Aklıma az önce sen geldin. Sonra anlattıkların. Bir anda hayatımız gece olmuştu. Havuzlu bahçeden gelen böcek sesleri, fıskiyenin çalışması ve bodrum katının bizi hep karşıladığı o rutubet kokusu aklımda. Arada bir çıkıp evi kontrol ederdin, kapıları hep 2 kez kilitler, mutfaktan baş ucuma su getirirdin. Hararetli konuşmaların arasında annen arardı seni cepten, sakince konuşur, nazikçe kapatırdın telefonu. Sabahları kardeşine görünmeden kaçarcasına bahçeden çıkar, ıslak çimenlerden ayaklarım ıslanır,  arkamıza bakmadan köyü terk ederdik. Sen çok hızlı araba kullanır, bende her seferinde sana çıkışırdım. Ama hep hızlı sürerdin arabayı. Marketten aldığın raf şarabını, bir gece özel diye yutturmuştun bana. Sesimi çıkarmadan içmiştim. Sırf şişesi çok güzel diye öyle düşünmüştün. Sonra ben de iyi bir şarap almıştım. İçemedik. Şarap buz dolabımda kaldı. biraz daha kaldı. Sonra o şarabı içtim. Yan yanayken korkmadan düşlerimizi anlatıyorduk. Düş değildi aslında onlar. Hepsi senin hayalindi ve ben o yalan dünyanın içinde her seferinde anlamsızca, çok huzurlu uyku uyurdum. Sana hiç bir zaman neden? diye soru sormadan kapardım gözlerimi. Gece sık sık uyanır beni seyrettiğini söylerdin, inanmazdım. Şimdi bile inanmıyorum. Beni uyandırır, earl grey çay ve kepekli ekmekten tost yapardın ikimize. Ne de güzel özenir, ne de güzel hazırlardın o tepsiyi. Sonra film seyrederdik sıcak pazar günlerinde. Keşke yine çılgın hayallerini anlatsan bana , kamelyaya düşen yaprakları temizlesek birlikte, beyaz minderlere uzansak, çok uzaktan geçen kamyonların sesi ile dalga geçsen, dostları ağırlasak havuz başında, onlar gittikten sonra dedikodusunu yapsak arkalarından, gülsek, bir Blush açsak gün batımında, yine bana "golf oynayanların topu bazen bizim bahçeye düşüyor" desen, bende ilk defa duymuş gibi gülsem. Bir akşam çıkıp gelsem yine üstümde senin için aldığım papağanlı tshirt ile ve bunu çok sevdiğini söylesen defalarca. O güzel ormanın içinden yürüsek ve kaybolsak. Sabah derse yetişsen, not arasan, hatta sınav çalışacağım diye beni kandırsan, metroda bıraksan beni bir başıma sabahın 7sinde, sonra telefon listemin tümünü silsem bilerek, sen arayınca görmemek için. Arada bir çiçekli sokağın ucunda seni beklesem ve yaz güneşi sırtıma vursa, yüzünü seçemesem sokakta. Sabahları hak etmediğini düşündüğüm iyi dileklerimi sıralasam bir bir yüzüne. Senin söylemeni beklemesem. Ben elimdeki küçük çantaya kokmuş hayallerimizi sığdırdım. İşte bu yalan dünyamızı ve aptal düşlerimizi çok özlüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder