23 Mart 2017 Perşembe

Apartman Sohbetleri ve Bir Mim

İş yoğunluğumdan üzerine düşünüp yazamadım. Hepiniz yaptınız, sincice arkadan okudum, çok eğlendim.  Ben de bir yolunu bulup, blogspot ahalisi  ve özellikle İlham Kedisi için bu sorulara toplu cevap verdim. Yarın çok sevgili canım arkadaşım dert ortağım Ali ile rakı içicez. Cumartesi uyanmazsak polise haber verin. Herkese güzel bir hafta sonu olsun!
 
1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?
Toplam 3 çocuğun olduğu, devlet tarafından gösterilmiş araziye "Lojman" ismi ile yapılmış, hapishane görüntülü ama ne olursa olsun hala rüyalarıma giren bir apartmanda başladı her şey. Muhteşem bir manzarası, bütün Ayvalık Körfezi'ni ayakları altına alan bir manzara ile büyüdüm. Sol pencere mutfak, öteki tarafa bakan odanın penceresini artık siz hayal edin. 
 
 
Ayvalık'tan sonra, 97'de eşşek kadar  (13) olduktan sonra ilk defa sokakta oynayan çocukları gördüğüm apartman ise, ne güzel tesadüf , Fermina'nın mahalleye 10 dk mesafede Karşıyaka'da bir bina idi. Sağ üst köşe. Annemler hala orada yaşıyor ve eski komşularımız ile devam.
 

2010 senesinde ise İstanbul'a taşınarak yetişkinlik apartmanı devresine sert bir geçiş yaptım. Hala o şekilde gidiyor. Oranın çirkin sokağını paylaşamıcam, bugün yine kap kaç oldu sabah, 3. kez, yazmıştım hatırlarsanız. Nefret ediyorum bu şehirden.  

2.     Çocukluk eğlencen neydi?
Güzel odamın güzel balkonunda muhteşem bir deniz manzarası ve annemle yaptığım kızarmış ekmekli, Ayvalık pazarından alınmış taze domatesli kahvaltılardı. Gözlerim dolar aklıma gelince. Babamın elleri ile biçtiği çimlerin kokusu 17.00 gibi burnuma gelir, güneş etkisini kaybetti hadi bahçeye ineyim der, bir araç, bir cadde, yol bile geçmeden güvenle çıktığım oyun saatleri, en büyük eğlencemdi. O bahçe yukarıda, görebiliyorsunuz.
 
3.     Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?
Akşam sefasının siyah tomurcukları ve Almanya'dan gelen çiçek desenli kağıt peçeteler. Şimdi aynı peçeteleri ben alıyorum. 1 Euro. Annem çok seviyor. Misafire veriyormuş.
 
 
4.     Çocukluk kahramanın kimdir?
Lojmanda yaşayan karşı komşu, Ankaralı bir ailenin, büyük oğlanları vardı. Böyle 20 yaşlarında. Onları çok severdim. Babaları vefat etti, geri memlekete döndüler. "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazancam" derdim gözlerine girmek için. Doktor olmadığım gibi 3 kağıtçı dalavereci bir turizmci oldum ahahahah, o zamandan belliymiş. Sonra bu çocuklar 2-3 sene önce, babamın SSK evrakları ile ilgilendiler, dosyasını felan takip ettiler taaa Ankara'dan. Babam emekli oldu hızlıca. Hala bir hero'lar gözümde.
 
5.     Gereksiz bir yeteneğin var mı?
Meslekten, insanlarla uğraşmaktan galiba, yalan söyleyeni, 3 kağıt yapanı, bir sır saklayanı, şak! diye çözüyorum,  hislerim de iyi biraz , 3.göz mi denir ona? Ne denir? Bu iş olur diyorsam olur, bundan bir sik olmaz diyorsam olmaz. Bilmem, otelcilerin hepsi böyle galiba. Dediğim çıkınca uyuz oluyorum.
 
6.     Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
Lütfen siyahi dostlarım darılmasın. Eti Negro. Ne iyreç bir ırkçı isimdir o.
 
7.     En saçma zevkin?
Üffff. Müze broşürü, bilet, tarihli kağıtlar, bunları toplayanlara bir isim deniyor şuan hiç aklıma gelmedi. An, zaman ve mekanlardan basılı kağıt alıp saklamayı seviyorum. 
 
8.     En büyük çılgınlığın?
16-21 yaş arası Ölüdeniz'de çalıştım ve yaşadım. Pilot kankilerim ile izin günlerimde Babadağ'ına çıkar, yamaç paraşütü ile atlardık. Allahım 30'undan sonra hayat kıymete biniyor. Şuan 2069 mt'den hayatta atlamam. Bir de buna 350 pound veriyorlar. Üç yüz elliiiiii!
 
9.     Çocukken en çok korktuğun şey?
Gök gürültüsü. Altıma pat pat sıçardım. 15 yaşıma kadar korktum arkadaşlar. Anca geçti.
 
10.     En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
Tabi hayatta ince detaylara takılmak acayip zamanımı alıyor. Her hangi bir şeye baktığım zaman, en basit örnek, arkadaşım dalga geçmek için cep tel. ekran görüntüsünü atıyor, 250 tane email gelmiş, onu anlatıyor. Ben ise, hıımm şu üstteki uygulamayı hiç görmeden, acaba neymiş deyip, Google'da arıyorum, adam konuşa dursun benle, ben uygulamanın forum yorumlarında kendimi kaybediyorum.
 
Sevdiğim ise; bu merakımdan öğrendiğim şeylerin bir gün karşıma çıkması ve o bilgiyi şak diye anımsayıp, "heee bu işe yarıyormuş"demem.
 
 
11.     Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
Karşıyaka'da apartmanda komşunun oğluna takmıştım kafayı. Yıl 99 bahar. Kan kaynıyor. Son ses linkin park dinliyor bu evde, bol jeans giyiniyor, yandan zincir takıyor, saçlar kısa, apaçi değil, tam bir Atakent çucuğu, allahıııımm perfect match! ben de öyle, ben de öyle. LP dinliyorum, sesini açıyorum dinlediğimi anlasın diye, yok! Kesin manitası var diyorum. Ama biz sevgili felan olmalıyız kafasında yaşıyorum. Kankim Ceren, Cerenler hep bir uslu, benim gibilerde manyaktır zaten, gazladı, hadi yav ne kaybedersin çal zili git söyle. Gittim abi bir gün.... Zile bastım. Zangır zangır titriyorum. "Merhaba Umut. Ben Silvia. 5.katta oturuyorum. Yanlış anlamazsan bişi paylaşıcam. Uzun zamandır seni izliyorum ve senden hoşlandım. Hoş birisin. Fikrimi paylaşmak istedim. Ne zaman konuşmak istersen üst kattayım (!)" dedim. Bir sessizlik. Çocuk kıpkırmızı, gülümsedi, ay bir de güzel güldü. "Şey hı hı anlıyorum, tabi olur öyle, peki, saol, görüşürüz" dedi. Kapıyı kapattı. Yukarı çıktım. Ceren bekliyor. Nolduuuuu dedi. Dedim söyledim. Eeee? Bir bok olmadı arkadaşlar. Anası ile babası ayrıldı, 2 hafta sonra taşındılar Istanbul'a. Soyismini de hatırlamıyorum. Facebook da yoktu. Maceram orada bitti.
 
Evet Next....
 
12.      En maskulen/feminen yanın nedir?
Ahahahahaha ikisi de var. Maskulen yanımı hiç kaybetmedim. O yanımla gurur duyuruyorum. Herkes iki cinsiyetlidir. Kolumda 1905 dövmesi var. Hala arkadaşlarımı, evli erkekler gibi; tribün tayfası, parti tayfası, okul tayfası, rakı tayfası, otel tayfası olarak ayırırım. Sinirlenince küfür ederim. Samimiyetine güvendiğim arkadaşlarım ile argo konuşurum. Feminen tarafım ise, standart. Düzgün ve temiz giyerim, saçıma, başıma dikkat ederim. Sigara içmem. Göze batan bir özelliğim de yok.
 
 
 
13.     Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
Ailemi silemem.
 
14.     En sevdiğin fiziksel acı?
Yaaa hanginiz taze yaralarınızı kaşıyıp koparmayı sevmez? Hadi itiraf edin!
 
15.     Almış olduğun en saçma teklif?
İsmini veremicem bir otelde ve bir yılda çalışırken acayip zengin bir herifle tanışmıştım. Herif, otele geliyor, kalıyor, kuruş para vermeden, sırra kadem basıp, çıkış yapıyordu. Sık sık geliyordu. Acayip yakışıklıydı. Bizim ekip bitiyordu herife. Sistemden bakıyorum, adresi Istanbul. Nerede yaşıyor, ne yapıyor hiç bir fikrim yoktu. İsminin bile gerçekten o olduğuna hala şüphem var. Yıllar yıllar geçti üstünden. İstanbul'a taşındım. Sevgilim oldu ayrıldım. O üzüntü ile saçma sapan ilişkiler yaşayıp göçtüğüm bir dönem vardı. Ben bu herifi bu ara buldum. Acayip sevindi benim onu aradığımı duyunca. Taa o zamanlardan en çok aklımda kalan sendin dedi bir gün bana. Asmalı'da bir yemek yedik. Eve bıraktı. Ses yok. 1-2 gün geçti. Seni tekrar görmek isterim dedi. Beni gelip aldı. Göktürk'e gittik. Kemer Country'nin kapısında durduk. Hadi bakalım. Araç güvenlikten geçecek. "Eee şey buraya giriş yasak, sadece burada yaşayanları alıyorlar cınım" dedim. "Nasıl yaaa, benim evim içerde öyle saçma şey mi olurmuş" dedi. Abbaaavvvv. Rezil oldummmmm. Alçak gönüllüydü, hiç çaktırmadı. Adamın evi zaten içindeki konakların biriymiş. Ev, ev değildi zaten. Sonradan öğrendim, 3 tirilyona almış annesi. Peki. Havuz başında çok güzel bir Rose açtı. Acayip de bir güzel ambient müzik. O rozeyi sonraları ben bir yerde buldum, aldım, ağlayıp evde içtim o ayrı bir hikaye. Kaldım orada. Güzel bir akşamdı. Sık sık hafta sonları onda kalmaya devam ettim. 2 ay böyle gitti. 2. ayın sonunda bir gün otururken, iç çamaşırlarımı giyinmek istedi. Genç olduğum için tepki verdim. Sakince karşıladı. Sonra o günlerde, lan ne gerek vardı, niye yargıladım adamı, giyinseydi keşke dedim, pişman oldum, aradım sordum, dönmedi. Ne yapıyor bilmiyorum. Görüşmüyoruz. O anılardan bana geriye kalan tek şey, ilk gün çektiğim şu fotoğraf ve güzel anılarımız.

 
16.     Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
Otel misafirlerimin bana içtenlikle teşekkür edip, otelden mutlu ayrıldıkları her an. Bir de kedimin minnet dolu bakışları. Arada bir wink wink yapıyorlar. O çok hoş. Görsel o hissi pek yansıtmıyor. Neyse.
 
 
17.     Annenden ve babandan ne öğrendin?
Müthiş bir ev ekonomisi, sosyal ağa yönetimi ve durum tahlili.
 
18.     Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
Bakın bunların hepsi %100 var. Tamam mı? Tek nedeni ise Doğa ve sistem. Ciddiyim.
 
19.     Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
Devlet yüzünden ölmeyeceğim herhangi bir şehirde, kedimle herhangi bir daire.
 
20.     Hayat sana ne öğretti?
Kendim olmayı ve vazgeçmemeyi.

22 Mart 2017 Çarşamba

Ayyyy Hellolar ve Fingerscrossedlar

Yaaaaaaaağğğ neyi nereye yazayım, nereden başlayım bilmiyorum. Olanları bir bir yazıcam ama bir sneak peek de yazmadan geçemiycem, bu güzel networkü haberdar etmek için. İyi bir iş teklifini kabul ettim ve iş vizesi başvurusu yaptım. Galiba gelecek ay Berlin'e taşınıyorum... Düşündüm, istedim, yaptım, oldu. Aslında keşke bu 4 lafla her şey bitse. Değil mi? Detaylarını, prosedürü ve süreci yazmayı çok isterdim ancak şuan çok erken ve sadece burası değil, hayatımın hiç bir evresinde denemediğim bir oyunun sayfasını açıyorum. Bilmediğim bir ülkeye taşınmak başlı başına bir macera ve beni çok motive ediyor. Süreç olumlu gidiyor 1-2 aksaklık dışında. Vize verirlerse bürokratik tarafını biraz bitircem. Geriye angarya işler kalacak. Ev, Kedi, Eşya, İkamet vb. onlardan da pek çekinmiyorum, araştırıp öğrenip hepsinin üstesinden gelirim açıkçası. İstanbul ve Türkiye sayfasını kapatmayı dört gözle bekliyordum. Bu fırsatı iyi bir zamanda buldum. Umarım bu yazının devamında, tüm süreci gitmek isteyenlerle paylaşır, Berlin'deki maceralarımı da ekleyebilir, hayat deneyimlerimi size yazmaya devam ederim. FINGERSCROSSED! Küs uyumayın, sevişin, hayal edin ve asla vazgeçmeyin! En kısa zamanda tekrar haberleşmek üzere.

30 Ocak 2017 Pazartesi

İhanet Sarısı Fönlü Saçlarınız

Galiba bir histeri geçiriyorum. Korkunç bir sinir harbi yaşıycam yakında. Acayip yoruldum ve tiksindim dijital kanallardan. En kötüsü de işim gereği 7/24 içinde olmak zorundayım. Bu zorunluluk altında gün geçtikçe eziliyorum. Bu mecraları amaçtan çıkartıp bir araca dönüştürmeyi başarabilmiştim. En azından bir miktar. Ne biliyim, çevremdeki bazı insanları, paylaşımlarından dolayı yargılamayı bırakıp, tahlil etmeyi bırakıp, show yaptıklarına ikna etmiştim kendimi. Bazılarını, "bu ne beee? 10 sene önce bilmem nereden, bilmem kimin arkadaşı, benim özelimi niye görüyor olm" diye engelledim. Yetmedi yetmiyor. Her yerden çıkıyorsunuz. Bakın bu iletişim hiç değil. Çok rahatsız olduğum bir dünya ortaya çıktı. Her yerden hayatıma saldırıyorlarmış gibi hissediyorum. Bu dereceye gelmesinde etken aslında yine bizleriz, evet. Ama tüm bunları az tatmak istiyorum. Az olsunlar. Çok küçük miktarlarda. Bu sabah işe geldiğimde, bir yandan whatsapp'ımın çalması, öteki yandan gece 11'de iş telefonuma abdik gupdik reklam emaillerinin düşmesi, bir yandan aaaawww rakip işletme nö poyloşmoş, bir yandan ölücü, doymayan dijital kesmin beğeni kasması bunu takip etmek zorunda oluşum, bir yandan annelerimiz trip atar "nödön böğönmöyorson fotoğrafloromo?!". SIKILDIM. HEPİNİZDEN SIKILDIM. SAMİMİYETSİZ SİYASİ YAZILARINIZDAN, APTAL SELFILERINIZDEN,  KIRMIZI RUJLARINIZDAN, HER EKRANI AÇTIĞIMDA GÖRDÜĞÜM İHANET SARISI FÖNLÜ SAÇLARINIZDAN SI KIL DIM. YETER!

21 Ocak 2017 Cumartesi

Senenin İlk Seyahati : Berlin

Meraba.

2017 senesine sağ ayakla girdim, kar yağdı, evimde kedime sarılarak kahve içtim ve öncesinde sevdiklerimle yeni seneyi kutladık. Kutlama denirse ona da. Olmadı. Canımız sıkıldı. Herkes biraz korku biraz endişe ile sabah 8'de evlere dağıldı. Şu da dağılmadan(!) önce biz.  

Kardan şehrin biraz iptal oluşunu izledik. Ama iyi izledik. Ben evde sıcak şarap yaptım ve işe gidemedim. Somurtarak senenin ilk seyahatini bekledim. Ama seyahatler iyidir. Çok tanıdık hislerle bir çanta hazırladım sevenler kavuştu. 13 Ocak'ta Berlin'e uçtum. Tek başıma. Sevenin halinden sevenler anlar. Biraz müze, biraz kahveci, çok az da teknolu (sonradan ortaya çıkan güzel programlar ile) zip'lenmiş dosyada Berlin tatili yaptım. Daha evvelden eksik kalan adreslerim vardı. Hemen kısa bir guide yazıp, fotoğraflar ile sizi burada bırakıyorum. Bu akşam, ekibin yaptığı güzel müzikleri dinlemek için Taksim Pixie'de olacayız. Tekno sevenleri bir adım öne alalım.  

Uçaktan iner inmez koşarak Hamburger Bahnhof'a gittim. Eski tren garı, biz de olsa çoktan bir otel zincirine ya da bir inşaat firmasına, yerine "lakşıri rezıdıns" yapmak üzere peşkeş çekilirdi. Adamlar tabiki de en mantıklı şeyi düşünerek binayı harika bir Modern Sanatlar Galerisi'ne dönüştürmüşler. 
  
Acele etmemdeki neden, 1 gün sonra bitecek Gülsün Karamustafa sergiydi. Kendisi daha evvel Salt Galata'da da enstalasyonları olmuştu. Viyana'da, İstanbul'da ve yine Berlin'de özel koleksiyonlarda hala eserleri var. Toplumsal sorunları, günümüzde, çok da eskiye gitmeden, kadının bu topraklardaki yeri ile birlikte tartışan "Chronographia" çok çok hoş bir o kadar da hüzünlü bir çalışma. Tavsiye edemiyorum, bitti, ama ileri bir zamanda mutlaka yakalarsanız asla kaçırmayın. Devam eden diğer 2 sergi de çok çok iyi. Ahahahaha tablolarının arkasına resim yapan manyak Kirchner'i anımsamayan yoktur galiba? Eski yazılarımda sıklıkla yazmıştım. Efendim herifin kapsül bir sergisi mevcut.  Diğeri ise müzeye ait süresiz bir sergi, Erich Marx 'ın koleksiyonu. Çeşitli Alman sanatçıların toplama eserleri yer alıyor. En etkileyicisi Beuys'un şöyle (soldaki) bir "odası". 


Berlin'de bir hipster otelinde kaldım arkadaşlar. Kedili illüstrasyonların olduğu harika eğlenceli, Neukölln - Kreuzberg arası, merkeze 15 dakikada gidilen, cool çalışanlarının olduğu, minnoş bir yer. Cat's Pajamas, Hermannplatz metrosuna çok yakın. Urbanstrasse 84'de. 
Son dakika ortaya çıkan müzikli planları çok seviyorum. Hiç o kafada olmadığım halde, About Blank'te Polar Inertia'nın çalması işi biraz değiştirdi. Oya ve Keykan'a takıldım, Cuma gecesi mini tekno night out yaptık. Çok iyi geldi. Dertleri İstanbul'da bıraktım. About Blank bana bir miktar Suma'yı anımsattı. Ama kitle, temadan dolayı biraz rahatsızdı. Değer mi? Elbette Berlin'de değer. Tartışmaya kapalı. Bu sefer Berghain'a gitmedim. Başka mevsimlere kaldı.

Cumartesi günü uzun uzun bol bol müze ve sanat almaya devam ettim. Gemaldegalerie çok istediğim bir adresti. İçinde birden fazla sergi görmek mümkün. Koleksiyonda ise 13-18. yüzyıllar arası tabloları izleyebilirsiniz. Dürer, Raphael, Tizian, Caravaggio, Rubens, Vermeer ve adamım Rembrandt bunlardan sadece bazıları. Kombine bilet alarak içeride yer alan, bir kapsül sergi, Dekorasyon Müzesi ve dijital kütüphaneden de faydalanabiliyorsunuz. Ben dekoratif eşyalar kısmına geçtim. Çok wow değildi. Bir de, biraz daha eskizlerin olduğu, alışılmış tarzlarının dışında, romantik renklerin sergilendiği, Friedric, Van Gogh gibi isimlerin yer aldığı , "Romantik und Moderne" isimli minik bir sergi mevcuttu. O da kaçmazdı. Hepsi, Matthäikirchplatz 'da. Keşke şunlar gibi işe gidebilseydik. Soldaki tablo gerçekten manyakça. 1555 'te kimyasal var mıydı yaaa?



Pazar günü niyetim aslında sabah Ostbahnhof Bit Pazarı'na gitmekti ama bir anda kendimi Renate'nin kapısında buldum. 1 saatlik bir elektornik müzik macerası, Pazar sabahı saat 9 için yeterliydi. Burası da gerçekten çok büyük bir ev ve içinde küçük odalar, bir sürü stage ve her telden her müzikten insan bulmak mümkün. Sosyalleşmeyi sevenleri ve Berlin'in underground hatta no name isimlerini dinlemek isteyenleri Ostkreuz yakınlarına alıyoruz arkadaşlar. Alt-Stralau 70'de.  


Aşırı kardan dolayı bit pazarına gitmekten vazgeçtim ve Kreuzberg'e geri döndüm. Aklımda bu sefer eve iyi bir kahve götürmek vardı. Çünkü evime artık bir kahve öğütücü aldım. O nedenle de açık ara şehrin hatta bölgenin en iyi kahvecisini tercih ettim. 5 Elephant, Reichenberger 101 'de. Kenya kahvesini içmeden ve çikolatalı cookiesini yemeden dönerseniz kalbim kırılır.  
 
 

Akşamında ise, yine uzun zamandır denemek istediğim bir Sushi restaurantı yer ayırttırdım. Omoni'yi aslında Berlinli bir Instagram takipçimde görmüştüm. Yorumlarının iyi olduğunu görerek denemeye karar verdim. Haksız da değilmiş. Gerçekten uzun zamandır yiyecek paylaşmamıştım sosyal medyada. Hatta hiç yiyecek paylaşmadım ama bu çok farklı bir dünya. Bu harika Japon-Kore restaurantı için mutlaka rezervasyon yapın. Aşağıdaki Omoni mix yanlış hatırlamıyorsam. Kızın tavsiyesi Kophenagener mix. Pazar günü bile açık! Kopenhagener Str. 14'te. 

Buradan sonrası artık sadece Berlin sokaklarında yürüyerek, kış mevsimin yarı sert yarı gri ama bana her zaman aşırı huzur ve mutluluk getiren ortamında saatleri an an yaşayarak geçti. Evimden çıkıp, çantamı sırtıma atıp, "evime" geldiğimi hissettiğim bir yer artık burası. Hayal etmeyi bırakıp, hakkında planlar yaptığım, çözümler aradığım, kısacık zamanda duygusal bağlar kurduğum bir şehir oldu Berlin. Yeni seneye girerken, içinde ben olan, hakkında çok şeyler dilediğim bir kent.  
Bir gün buraya yerleşicem ve çift yön uçak bileti alıp, dönüş biletini de artislik olsun diye yakacağım dostlar. Ahahahaahsadgafag. İyı hafta sonları. Kahve için, sevişin ve asla küs uyumayın. Yeni "anlarda" görüşmek üzere! 

30 Aralık 2016 Cuma

Bu Seneden Facepalm Yaparak Çıkıyorum

Baştan aşağı Teşvikiye Camii'ne dönüşen bu sene hakkında yazacak aslında pek çok şeyim var ama pc başına geçince omuzlarımda bir yük, iki büklüm oluyorum. Facepalm yaparak bu seneden ivedilikle ayrılmak istiyorum arkadaşlar.




Geçen senenin son günü yine burada yazdığım dileklerin aslında prensesler gibi hakkını verdim. Bol gezmeli, kahveli, gülmekten ağlamalı, alkollü, tekno müzikli, yerlerde ayılıp bayılmalı bir yıl istemiştim. Sanki yazıyı 1,5 ay önce felan yazmış gibiyim.
 
 
 
Ne ara 3 kez Berlin'e gittim, ne ara yine gidicem, ne ara 2 kez Amsterdam yaptım. Yıllardır hayallerimi süsleyen o güzel yunan adası Meis, o Kaş'ta rüya gibi bir tatili, o Yalıkavak kaçamağı. Güzel festivaller, ayyy o Berghain maceraları, orada tanıdığım şahane insanlar, kısa bir Ayvalık ziyareti. Ülkenin çivisinin çıkması, yaşadıklarımdan midemin bulanması. Olaylar ölümler kayıplar. O şahane koylarda, masmavi denizlerde, muhteşem yaz güneşinin içinde kaybolurken, geri döndüğüm şehirden dibine kadar tiksinmen falan. Bu kadar çok şeyi 12 aya sığdırmış olmak, sanki 12 sene gibiydi.

 
Bende bu sene hangi izleri, neleri bıraktı diye arkama baktığımda yine her zamanki cıvıklıkla size cevap verirdim. Ocak ayında Berlin'de orospu çocuğu çingenelere bir iphone kaptırmam, ona rağmen şehire köppekler gibi aşık olmam, 30. yaşım, Alexanderplatz'da yediğim Donut, Hardwax'ın muhteşem merdivenleri, Kilyos'ta bir pazar günü öğleden sonra kumlarda uyumam, Ayvalık'ta yazın o sıcak rüzgarında masmavi Lacivert Ege'yi izleyip, Midilli kıyılarını karşı Edit Select dinlemem, yazın Kaş'ta Derya Beach'in Jack Daniels - Nar'ını içip küçük bir bokçuk gibi sarhoş olmam ve ağlamam. 
 



 
 
Meis ve St. George Adası, tanrım bir cennetti! Yaz başı Balibody'den aldığım efsane güneş yağı, ahahahahha bunu hatırlıyorsunuz değil mi? Avusturalya'dan dünya kadar paraya sipariş ettiğim ve senin gibi bir dijitalciyi nasıl kandırabilirler diyen genel müdürümün sitemi. Ama hakkını verdi ve hayvan gibi bronz oldum ahdgagaha. Berghain'da bir pazar günü tanıştığım ve aylar sonra tekrar gittiğimde içeride buluştuğum Ramsey, Amsterdam'da yediğimiz mantarın kafası, Su ile Enis'in evlenmesi, ve son 3 aydır, işten eve, elimde emekli amcalar gibi siyah poşette teneke bira ile dönmem?!
 
 
Evet son cümle pek oraya olmadı ama vaziyet bu. Siyah poşete bir miktar ölüm korkusu da eklemek istiyorum dostlar. Osmanbey Metro'sundan her çıkışımda, yaşamadığım ama garantisi olmayan, kötü hayaller içinde, kendimi evime kan ter içinde atıyorum. Her olaydan sonra samimiyetsizce "iyi misin?" mesajları, Şişli'nin tam ama tam orta yerinde, Moğollu biri tarafından gasp ve tecavüz edilen kızın hikayesini sabah işe gelince random bir habermiş gibi dinlerken, çoktan öldüğümüzü düşünüyorum. Cansız bir ülkeyiz dostlar.
 
Son aylarda internet üzerinden yaptığım onca iş başvurusu ve gerçekleştirdiğim Skype üzeri iş görüşmeleri ise iki ucu boklu sopa. Ne siz sorun ne ben söyleyim. Artık şirketler bana şöyle cevap veriyor;
 
 
Yeni sene için çok öyle bir abartılı beklentim yok. Yapmak istediklerimin peşini genel olarak hiç bırakmadığım için, yine peşinden gitmeye devam edeceğim heyecanlı bir hayat yeterli olacak. 30 yaşın sonunda heyecan ve merakın güzel şeyler getirdiğine karar verdim. Evet, koca 30 yıldan çıkardığım süper cıvık sonuç bu ahdgshadha.
 
 
Şuan bu yazıyı da, en başta yazdığım gibi güzel müzikler eşliğinde, yılı da yine şahane müziklerin olduğu bir ev partisine katılarak tamamlıyorum. Heyecanın ve kaosun olduğu yerde şu aşağıdaki ayı gibi uyuyan ev halkını bir miktar selamlıyorum.
 
Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, kahve için, sevişin ve tabikiiiiii ne diyoduk? :) Küs uyumayın... Kar başladııııııı!!!!!!
 
İyi seneler.